Fatih Döneminde Osmanlı-Venedik İlişkileri (Birinci Bölüm)

Bir kara imparatorluğu olan Osmanlı’yı aynı zamanda Deniz İmparatorluğu haline getirmek isteyen Fatih, “Karaların Sultanı” olarak adına okutulan hutbeyi, “Denizlerin ve Karaların Sultanı” (Sultan-ı Berr u Bahr) olarak değiştirdi.

Osmanlı Venedik BayrakBayraklar [1]

Osmanlı ile Venedik arasında 15.yy’dan itibaren gelişen askeri mücadele ve karşılıklı ticari ilişkiler, Osmanlı Deniz Gücü tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil etmektedir. Bir yanda Venedik’in köklü denizcilik kültürü ve uluslararası ticareti ile bütünleşen diplomasisi, öte yanda ise Fatih’in güçlü kara ordusu ve entelektüel zekası ile yön verdiği denizcilik politikaları… İki devlet arasında geçen mücadele deniz gücünün etkileri bakımından oldukça ilgi çekici ve incelemeye değerdir. Bu yazının ilk bölümünde Venedik Cumhuriyeti incelenecek, ikinci bölümünde Fatih döneminde Osmanlı ile Venedik arasındaki deniz gücü mücadelesi ve ticari ilişkileri ve ele alınacak, son bölümde ise değerlendirmelerde bulunulacaktır. Yazıda Osmanlı’nın İstanbul’un fethinden sonraki dönemi incelenmiştir.

I.BÖLÜM

Venedik Cumhuriyeti

Venedik, Bizans İmparatorluğu’nun kuzey İtalya’daki etkisini yitirmesiyle güç kazanan Lombardia, Hun ve diğer tehditlere karşı savunma maksadıyla birleşen topluluklar tarafından 697 yılında kurularak, 1797 yılında imzalanan Campo Formio Antlaşması’na kadar varlığını devam ettirdi.

İtalyan Denizci Devletlerİtalyan Denizci Devletler [2]

Venedik kuruluşundaki demokratik cumhuriyet şeklinden zamanla uzaklaşarak belirli gruplar tarafından yönetilen (plutokratik) bir hükümet şekline dönüştü. Hükümet başkanına doç (dogde, dux) deniyordu. Ömür boyu bu görevi yürütmek üzere seçilen doçun yanı sıra danışma görevini yerine getiren bir senato ile 480 üyeden oluşan bir de Büyük Meclis (Maggior Consiglio) bulunuyordu. 1172 yılına kadar doçlar halk meclisi tarafından seçilirken, bu tarihten itibaren Büyük Meclis tarafından seçilmesine karar verildi. Sonuçta doçların yetkisi giderek azalırken meclisin yetkileri arttı. Memurları atamak, kanun hazırlamak, savaş ve barışa karar vermek meclisin elinde olan yetkiler arasındaydı. Başlangıçta her vatandaş bu meclise seçilebilirken, 1297 yılında üyelik belirli ailelerle kısıtlandı.

Venedik’te üç sosyal sınıf bulunuyordu:

  • Üst sınıf aristokratlar (Venedik’I kontrol eden ve oy verenler)
  • Orijinal vatandaşlar (Cittadini Originarii, devlet dairelerinde görev alabilen, ancak oy veremeyenler)
  • Diğer insanlar (Vatandaşların bazı haklarına sahip olan ve çok kısıtlı ölçüde devlette görev alabilenler)[3]

Büyük Meclis’e girme hakkına sahip olan ailelerin sayısı 200 kadar iken, bu ailelerdeki üyelerin sayısı 1340’ta 1212, 15.yy sonlarında ise 1500 kadar idi.[4] Nüfusun yalnızca % 2’sini oluşturan bu aileler, Venedik’i yöneten oligarşiyi oluşturdu. Bununla birlikte, Cittadini Originarii‘nin bir çoğu zamanla zenginleşerek aristokrasi pozisyonlarını satın aldılar. Sonuçta  tüm iktidar, ticaret çıkarlarını her şeyin üstünde tutan belirli büyük tüccar ailelerin elinde toplandı.

 “Zengin tüccarlardan oluşan Patrici sınıfı eski Roma Cumhuriyeti’nin modelini benimsemişti ama iktidarı ebedi diktatörlere kaptırmamakta eski Romalıların aksine çok başarılıydılar. Bugünün para kaçıran yönetici tipine karşı Venedik önlem aldı. Bir doç istediği gibi seyahat edemezdi, ailesinin mensupları cumhuriyet makamlarından izin almadan istedikleri kimseyle evlenemezlerdi ve cumhuriyetin sansürcüleri ailenin mektuplarını sıkıca kontrol ederdi. Doç maaş almazdı, maiyetinin ücretlerini kendi öderdi ve cumhuriyet toprakları dışında mal mülk edinmesi yasaktı.  Bugünün İsviçre bankalarına para kaçıran yönetici tipine karşı Venedik çok önceden akıllı bir düzenleme yapmış.” (İlber ORTAYLI, 2009)

VenedikVenedik [5]

Venedik, 120 küçük adacık üzerine kurulmuş olan bir devletti. Üzerinde bulunduğu coğrafya ve kısıtlı doğal kaynakları devletin hayatını sürdürebilmesini üç önemli noktaya bağlamıştı: uluslararası ticaret, gemi inşa sanayi ve bankacılık.

Gemi inşa sanayinde Avrupa’da öncü olan Venedik, aynı zamanda devletin malı olan gemilerini özel işletmelere kiralayarak ve ticari konvoyları organize ederek uluslararası ticarette de lider konuma yükseldi. Devlet eliyle Akdeniz’in genelinde devam eden ticari faaliyetlere uygun gemiler inşa edildi. Venedik’in güttüğü denizcilik politikası, hem özel sektörün maliyetlerini düşürmek hem de gemileri düşman saldırılarına karşı korumak suretiyle ticari hacmin ciddi oranda artmasını sağladı. Düşürülen maliyetler sayesinde birçok küçük tüccar uluslararası ticarete atılmış oldu.

11.yy’da başlayan ve 200 yıl süren haçlı seferleri ile Levant Bölgesi’nde büyük ticari imtiyazlar elde eden Venedik, kısa sürede Avrupa-Levant ticaretinin kontrolünü eline aldı. Bilhassa 4.Haçlı Seferi Venedik tarihi açısından büyük önem taşımaktadır.

Haçlı Seferleri HaritasıHaçlı Seferleri Haritası [6]

4.Haçlı Seferi

1198 yılında Papa, Kudüs’ü Müslümanlardan geri almak için bir Haçlı ordusu kurmaya başladı. Yapılan plana göre önce Mısır, ardından Filistin ve son olarak da Kudüs ele geçirilecekti. 1200 yılına gelindiğinde yaklaşık 35 bin kişilik bir ordu harekete geçmek için hazır hale getirildi . Ancak, ilk üç seferden edinilen tecrübeler, bu yolu karadan aşmaya çalışmanın çok zahmetli olduğunu göstermişti. Bu nedenle deniz yolu tercih edilmeliydi. Binlerce kişiden oluşan bir kafileyi denizde organize edebilecek tek millet ise Venediklilerdi.[7] Papalık ileri gelenleri kuvvetin gemilerle intikali için Venedik ile anlaşmaya vardıysa da, nakliyatın maliyetini ödenemedi. Venedik doçu Enrico Dandolo bu durumu kendi lehine çevirdi. Ödenemeyen maliyetin karşılığında donanmanın rotasını değiştirerek 1181 yılından beri Venedik’e isyan eden ve tek başına ele geçiremeyeceği Dalmaçya kıyılarındaki Zadar (Zara) şehrine yönlendirdi. Zadar’ın alınmasından sonra rota, taht kavgası nedeniyle karışıklığın hüküm sürdüğü İstanbul’a çevrildi. 1203 yılında İstanbul önlerine gelen ordu, hükümdar Alekios’u devirdi ve daha önce Latinler’e mali destek sözü veren Aleksios’un yeğeni (aynı isimde) Aleksios’u hükümdar yaptı. Tahta geçen Aleksios’un, bir Bizans asilzadesi tarafından öldürülmesini fırsat bilen Latinler şehri üç gün boyunca yağma ederek ele geçirdi. Bu olay tarih boyunca yapılan en kazançlı ve en utanç verici yağmalardan biri olarak ifade edilir.[8] Bu sefer sonunda Venedik, Bizans üzerinde önemli ticari ayrıcalıklar ile çevre kıyılarda bir çok ticari liman ve üs elde etti.

Venedik’in Ticareti

Venedik, zamanla Müslümanlar ile ticaretini (Papanın kısıtlamalarına rağmen) geliştirerek daha da zenginleşti. 15.yy’da Venedik’ten İskenderiye ve Beyrut’a kadırga ve yük gemileriyle düzenli seferler yapılıyordu. Gemilerin taşıma kapasitesi arttıkça ticaret hacmi de önemli ölçüde arttı. Kuzey Afrika, Levant, Anadolu ve Orta Doğu ile geliştirilen ticari ilişkiler; İskenderiye, İstanbul, Şam, Akra, Halep, Trabzon ve Tebriz gibi kentlerde ‘Küçük Venedik’ler (mini-Venices) olarak tabir edilen ticari yerleşkelerin oluşmasını sağladı. Bir balyos (Venedik elçisi) veya konsülün denetiminde olan bu yerleşkeler; kilise, rahip, tüccar, doktor, berber, fırıncı, aşçı, terzi, eczacı ve gümüşçüler ile tamamlanıyordu. Ticaret yapılan milletleri oldukça iyi analiz eden Venedikli diplomat ve tüccarlar, tüm Müslüman dünyasını dolaşarak raporlar oluşturdular. Bu raporlar siyasi tarih, ekonomi ve sanat alanlarında yapılan çalışmalar için çok değerli bilgiler içermektedir.[9] Bu dönemde resmedilen Venedik tablolarında Müslüman figürlere sıklıkla rastlamak mümkündür.

Vittore Carpaccio, Saint George Baptising the Pagans (Selenites)Vittore Carpaccio, Saint George Baptising the Pagans (Selenites) [10]

Venedikli diplomatların kaleme aldıkları “Rezensione” denilen raporlar sadece o cumhuriyeti yönetenleri değil, bugünün tarihçilerini de aydınlatıyor. Venedikli her şeyi bilirdi, yurdunda oturan Venediklinin kardeşleri veya kuzenleri İskenderiye’de, Trablusşam’da, Halep’te, İstanbul’da şirketin şubelerini idare ederdi. İnsanların giyim ve tüketim zevki kadar o ülkelerdeki yönetimin esaslarını, yöneticilerin huyunu suyunu da bilir ve dosyalarlardı. (İlber ORTAYLI, 2009)

Bu dönemde Levant, İran, Mısır ve Anadolu’dan Venedik’e giden başlıca mallar; ipek, baharat, ham pamuk, tahıl, halı, seramik, inci ve bazı değerli metaller iken Doğu’ya ihraç edilen başlıca mallar; tuz, kereste, keten, yün, kadife, Baltık kehribarı, İtalyan mercanı, ince kumaş, cam, bakır, gümüş ve zeytinyağı idi.[11],[12] Cam yapımının hammaddesi olan kül ile rengi uzun süre solmamasıyla ünlü Floransa kumaşının boyası Anadolu’dan, şap ise Cenova kontrolündeki Sakız Adası ve yine Cenova’nın maden işletme hakkına sahip olduğu Yeni Foça’dan temin ediliyordu.[13] Doğuya ihraç edilen malların nev’i, Venedik ve diğer İtalyan denizci devletlerinin sadece transit liman değil, aynı zamanda birer sanayi merkezi olduğu net olarak ortaya koymaktadır.

Gemi inşa sanayinin yanı sıra marangozluk, halat ve yelken üretimi gibi destekleyici endüstriler Venedik’in önde gelen sektörleri arasında olmakla birlikte, önceki paragrafta da değinilen üretime dayalı bazı sanayi alanlarında yüksek ticari değere sahip iç tüketim ve ihraç malları üretiliyordu. Bu sanayi alanlarının en eskilerinden biri de 10.yy’da başlayan cam üretimidir. Venedik, Avrupa’da cam üfleme teknolojisinin öncülerinden biriydi. Bu alanda bardak, kadeh, sürahi, tabak, şişe, vazo, ayna, mücevher, şamdan ile yüksek kalitede dekoratif ürünler üretildi. 1291 yılında çıkarılan bir kararname ile ticari sırların korunması maksadıyla tüm cam üfleme faaliyetleri Murano Adası’na taşındı. 13.yy’dan itibaren özellikle denizciler tarafından zaman ölçümünde kullanılan, hassas kum saatleri üretildi. 14.yy’dan itibaren ise sanat ve akademik alanlarda üretkenliği önemli ölçüde artıran gözlük üretimine başlandı. 15.yy’ın en ünlü cam üreticilerinden Angelo Barovier, kristal üretimi geliştirildi. Bu dönemde çok renkli, oymalı, filigranlı, sırlanmış ve altın yapraklı cam eşyaların bir çok farklı dizayn ile üretimi yapılır hale geldi.[14]

Ticari metaların yanı sıra köle ticareti de Venedik’in önemli gelir kaynakları arasında yer alıyordu. Sadece 1414-1423 yılları arasında çoğunu genç kadınların oluşturduğu Slav, Grek, Bosnalı, Gürcü, Ermeni, Bulgar ve Türk kökenli yaklaşık 10.000 köle Venedik’te satılmıştı.[15]

Venedik’in gelir kaynaklarından biri de dini maksatla yapılan yolcu taşımacılığı idi. Hacı olmak isteyen Avrupalı Hristiyanlar, kutsal topraklara giden paket turlara katılmak için Venedik’e geliyordu. Venedik ekonomisi açısından önem taşıyan bu ziyaretçiler, bizzat doç tarafından saraya davet edilir, hatta kentte daha uzun zaman geçirerek daha fazla harcama yapmaları için kimi zaman gemi seferleri ertelenirdi. Hristiyanların yanı sıra, Tunus, Cerbe ve İskenderiye’deki Müslümanlar Mekke’de hac vazifesini yerine getirmek üzere Levant bölgesine götürülürdü.[16]

Venedik’in Kültürel Alandaki Katkıları

Venedik’te ön plana çıkan alanlardan biri de kitap basımıdır. 9 ve 10.yy.larda yazıcılar yalnızca manastırlarda kutsal kitap yazımı ile uğraşırken, daha sonra devlet kayıtları, tarihçeler ile Aristo ve diğer bazı Grek yazarların çevirilerini yazmaya başladılar. Bu yazılar San Marco kütüphaneleri, devlet ve özel koleksiyoncuların elinde toplandı. Böylece profesyonel yazıcı, ciltçi, kaligraf ve grafikerlere daha fazla ihtiyaç duyulmaya başlandı. Gutenberg’in matbaayı icadından 15 yıldan daha kısa bir süre sonra (1469) matbaa tekniği Alman bir göçmen tarafından Venedik’e getirildi. Bu olay kopya sayısının 4500’e kadar ulaştığı basım endüstrisinde adeta bir patlamaya neden oldu. Basılan kitapların çoğu-el yazması kitapların aksine-ihraç edildi. Zamanla Venedik, Avrupa’daki başlıca basım merkezi haline geldi. 16.yy’ın ortalarına kadar, yaklaşık 20.000 baskı yayınlandı. Venedik yayıncılığı; müzik notaları, haritalar, tıbbi kitaplar ve Yunan klasiklerinin çevirileri ile Avrupa’nın kültürel ve entelektüel yaşamını canlandırdı. [17]

Venedik’te bir çok Arapça yazım Latince ve İtalyanca’ya çevrilerek basıldı. Bunlar arasında İbn-i Sina’nın tıbbi referans kitabı ‘El-Kanun Fi’t-Tıbb’ ve İbn-i Rüşd’ün Aristo felsefesi üzerine mülahazalarını içeren ‘Aristoteles Metafizik Büyük Şerhi’ de yer almaktadır. Hatta 1537–1538 yıllarında Arapça dilinin konuşulduğu pazarlarda alıcı bulması için Kuran-ı Kerim’in ilk matbaa baskısı da Venedik’te yapıldı. Hatalarla dolu ilk baskı ticari başarı elde edemese de kutsal kitabın 1547 yılında İtalyanca’ya çevrilmesine ilham verdi. (Stefano CARBONI)

Venedik’te ticaret yaparak zenginleşen zümre, sanat ve sanatçıları maddi ve manevi açıdan destekledi. Bu da sanatçıları şehre çekerek Venedik’in güzel sanatlar alanında çıta atlamasını ve şehrin dört bir yanının sanat ve mimari alanlarındaki başyapıtlarla donanmasını sağladı. Bu bakımdan Venedik, Floransa ve Roma tarafından gölgede bırakılana kadar Rönesans’ı destekleyen en önemli kent oldu.

Venedik Deniz Gücü

Venedik deniz gücü, ticaret ve harp gemilerinden meydana gelen dengeli bir yapıdaydı. Çünkü mevcudiyetinin teminatı deniz ticareti olan bu devletin, ticari gemilerini korumak için harp gemilerine ihtiyacı vardı. 1410 yılında Venedik’te 3.300 ticari/harp gemisi ile 36.000 gemici bulunuyordu.[18] Fatih’in tahta çıktığı 1451 yılında Osmanlı’da yalnızca 30 kadırga bulunuyorken 1456 yılında bu sayı 230’a, 1474’te 508’e (108 harp, 400 nakliye gemisi), vefat ettiği 1481 yılında ise 750’ye (250 harp, 500 nakliye gemisi) ulaşmıştı. [19], [20], [21]

 

Venedik ArsenaliVenedik Arsenali [22]

Gemi inşa teknolojisinde önemli bir yere sahip olan Venedik, yükselme dönemi olarak ifade edilen 12.yy’da bu alanda büyük gelişme kat etti. 1104 yılında yüzyıllar boyunca faaliyetine devam edecek olan Venedik Arsenal’i inşa edildi. 1320 yılında bu yapı büyütülerek Arsenale Nuovo adını aldı ve etrafı onu çevresel etkilerden koruyan ve ticari ve askeri sırların dışarıdan kolayca elde edilmesini engelleyen yüksek duvarlarla çevrelendi. Bu dönemden itibaren Arsenal, askeri ve büyük ticari gemilerin birlikte üretildiği ve onarımlarının yapıldığı daha işlevsel bir yapıya büründü. Arsenal’in farklı bölümlerinde halat, yelken, silah, direk ve dümen sistemi gibi ana ve tali elemanların üretimi yapılıyor ve bunların hepsi bir gün içinde birleştirilerek gemi haline getiriliyordu. Yüzölçümü Venedik’in %15’ini (45 hektar) kaplayan tersane, 16.yy’a gelindiğinde bir geminin bir gün içerisinde inşa edilebildiği ve 16.000 kişinin istihdam edildiği Avrupa’daki en büyük sanayi kompleksi haline gelmişti.[23]

Gali, Kog, GökeGali[24], Kog [25] ve Göke

Venedik’in ön plana çıkan iki gemi modeli gali (gallea, kadırga) ve kog dur. Üçgen yelkenli ve kürekli galiler, yolcu ve önemli kargo taşımacılığı ile askeri maksatlı kullanılıyordu. Bu gemiler koglara nazaran daha uzun, daha geniş, daha hızlı ve daha yüksek manevra kabiliyetine sahipti. Galilerin dizaynı, gemi inşa tekniğinde önemli bir değişikliği de beraberinde getirdi. Önceki dönemde gemilerin önce bordaları inşa edilirken, gali ile birlikte önce omurga, posta ve kemereler inşa edilip daha sonra bordalar bu elemanların üzerine döşenmeye başlandı. Bu sistem ile gemi başına ihtiyaç duyulan kereste miktarı azaldı ve gemi üretim süresi ciddi ölçüde kısaldı.[26] Venedik Arsenali’nin bir seri üretim merkezi haline gelmesinin önemli sebeplerinden biri de budur. Galilerde genellikle sancak ve iskele tarafta 25’er sıra bulunur ve her sıraya 3’er kürekçi yerleştirilirdi. Sıraların açısı ve küreklerin uzunluğu, küreklerin birbirine engel olmayacağı şekilde düzenlenirdi. Bir galide yaklaşık 150 kürekçi ve gerektiğinde kürekçilere yardım eden 30 kadar arbaletçi (crossbowmen) bulunurdu. Galiler devlet malı olmakla birlikte ihale ile halka kiraya da verildiği de olurdu. Gemiyi kiralayanlar, boş yer kaldığı taktirde diğer tüccarların mallarını da taşımak zorundaydılar.[27]

Diğer önemli gemi tipi olan Genel kargo maksatlı koglar, özel tersanelerde inşa edilirdi. Denize dayanıklı ve sadece yelkenle yürütülen bu gemiler 15-25m uzunluğunda ve yaklaşık 100 ton yük taşıma kapasitesine sahipti. Kog, aynı zamanda 1495 yılında Kemal Reis tarafından inşa edilen ilk Türk kalyonu göke nin dizaynına ilham kaynağı oldu.

Denizcilik alanına ilişkin Venedik ile rakibi Cenova’nın ekolleri kıyaslandığında, Venedik’in başta gemi inşa teknolojisi ve seyir biliminde, Cenova’nın ise denizcilik eğitimi alanında ileride olduğu görülür. İki devlet arasındaki farklardan bir diğeri ise Venedik’te gemilerin devlet malı olmasına karşın, Cenova’da filoların armatörlerin mülkiyetinde olması, yani devletin deniz savunmasının armatörlere bırakılmasıdır. Cenova’da bu anlamda öne çıkan isimlerden biri de ünlü amiral Andrea Doria’dır. Andrea Doria’nın filosu ücreti mukabilinde bir süre Papa emrinde kaldıktan sonra sırasıyla Fransa ve İspanya’ya da hizmet etmişti.[28]

Venedik, surları olmayan bir kentti, onun savunucusu kurumlarında yatan özellikti. Venedikliler savaşın bir şey getirmeyeceğini bilirler. Venedik, Avrupa’da yapılan değişik ittifak sistemleri arasında seçim yapmaz. Müslümana karşı ille de bir Haçlı Seferi düzenleme saplantısı yoktur Venedikli’nin. Ancak çıkarları açık biçimde tehlikede olduğu zaman diğer Hristiyan güçlerinin yanına geçer. Savaş yapılır yapılmaz ilk önce Venedik başlatır barış görüşmelerini. (L.VALENSI, 1987)

Venedik Cumhuriyeti SınırlarıVenedik Cumhuriyeti Sınırları [29]

Venedik’in devlet politikasına esas teşkil eden denizcilik stratejisi, ülkenin haritasından da rahatlıkla okunabilmektedir. Venedik egemenliği altında geniş toprakları tutmak için gayret sarf etmek yerine, Doğu Akdeniz ticaret yolları üzerindeki önemli üs ve limanlar ile düğüm noktalarını ele geçirmiş, Levant ve Kuzey Afrika’daki ticari kolonilerini ise kontrol altında tutmuştu.

Venedikliler, Bizans’tan kopardıkları ayrıcalıklar sayesinde ticari faaliyetlerini serbestçe sürdürebiliyorlardı. İstanbul ise bu ticaretin merkezini oluşturuyordu. Bu nedenle Fatih İstanbul’u kuşattığında Venedik balyosu Bizans’ın yanında savunmaya katılmıştı. Venedikliler, Bizans’ın savunma kuvvetleri arasında önemli yer tutuyordu. 1453 Mayıs’ında savunmaya destek için Eğriboz’a kadar gelen Venedik donanması, İstanbul’a harekete geçtiği gün şehrin düştüğünü haber aldı. Fatih, İstanbul’a girişinin ertesi günü Venedik balyosu Jeruolo Minetto’yu idam ettirdi.[30]

Editör Notu: Yazının ikinci bölümü için tıklayınız.

 

Kaynaklar

[1] 823 yılında kemikleri İskenderiye’den Venedik’e getirilen İncil yazarı Aziz Markus (St. Mark the Evangelist), kanatlı aslan olarak tasvir edilerek şehrin koruyucu Azizi unvanını aldı. Venedik Cumhuriyeti’nin bayrağındaki aslan, Aziz Markus’u temsil etmektedir.

[2] https://it.wikipedia.org/wiki/Repubbliche_marinare

[3] How Did Venice Contribute to the Italian Renaissance?, http://schools.cbe.ab.ca/b690/Curriculum/socialstudies/ourworldview-8/ss_ourwvs8/Attachments/a_student_text/SS8SB037.pdf

[4] İNALCIK Halil, Rönesans Avrupası, 2011

[5] http://www.mappery.com/map-of/Venice-Aerial-Map

[6] http://mrbrunken.happykidsschool.com.tw/middleschool/news/amapassignmentthecrusades

[7] http://www.tarihiistanbul.com/1204-latin-istilasi-ve-istanbul-katolik-imparatorlugu/

[8] PHILLIPS Jonathan, The Fourth Crusade and the Sack of Constantinople, 2005

[9] COVINGTON Richard, East Meets West in Venice, Saudi Aramco World, Mart/Nisan 2008 (http://archive.aramcoworld.com/issue/200802/east.meets.west.in.venice.htm)

[10] http://www.open.edu/openlearn/history-the-arts/culture/visual-art/art-renaissance-venice/content-section-1.5

[11] FINDLAY Ronald, O’ROUKE Kevin H., Güç ve Refah, 2013

[12] COVINGTON, A.g.e.

[13] Venedik’in rakibi Cenova’nın gücü Pera ve Sakız Adası’naki sömürgeleri ile Karadeniz’deki ticari limanlarına dayanıyordu.

[14] The Venetian Republic, http://www.theworldeconomy.org/impact/The_Venetian_Republic.html

[15] http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Republic_of_Venice#cite_note-Covington-8

[16] COVINGTON, A.g.e.

[17] The Venetian Republic, http://www.theworldeconomy.org/impact/The_Venetian_Republic.html

[18] NORWICH, J.Julius, A History of Venice

[19] İNALCIK Halil, Fatih ve Ege Denizi, Türk Denizcilik Tarihi

[20] TARAKÇI, Deniz Gücünün Osmanlı Tarihi Üzerindeki Etkileri

[21] TARAKÇI Nejat, A.g.e.

[22] http://www.planetware.com/photos-large/I/arsenal-0.jpg

[23] https://en.wikipedia.org/wiki/Venetian_Arsenal#cite_note-evaluation-2

[24] www.modelshipmaster.com/products/ancient/venetian.htm

[25] www.cogandgalley.com

[26] https://en.wikipedia.org/wiki/Venetian_Arsenal#cite_note-evaluation-2

[27] The Venetian Republic, http://www.theworldeconomy.org/impact/The_Venetian_Republic.html

[28] BÜYÜKTUĞRUL Afif, Osmanlı Deniz Harp Tarihi ve Cumhuriyet Donanması, Cilt-1

[29] https://it.wikipedia.org/wiki/Repubbliche_marinare#Venezia

[30] İNALCIK Halil, Rönesans Avrupası, 2011

2 thoughts on “Fatih Döneminde Osmanlı-Venedik İlişkileri (Birinci Bölüm)”

Leave a Comment